7 Şubat 2019 Perşembe

HER YER KUZU KOKUYOR





Kendime dokundum. Derimin altındaki yumuşak doku artık yumuşak değildi. Gittikçe katılaşıyordum. Gözlerimin heykel donukluğunda olduğunu gördüm kaşığı ters çevirip bakınca. Nasıl gördüm? Gözbebeklerim yoktu. Gözümün akı, içinde bir tutam sarı dalgalanan yeşil gözlerim, ince kumral kirpiklerim yoktu. Kördüm. Gördüğüm sadece bir kördüğümdü. Nasıl gördüm?

Babam paçalarını, kollarını sıvamış, yukarı bakıyor. Annem balkonda asılı birkaç parça çamaşırı hızlı hızlı topluyor, ipi çözüyor, gevşek bir yumak yapıp aşağıya atıyor. “Dikkat et Lütfü”, diyor. Babam çözülmeden ipi havada yakalıyor, pazuları şişkince… “Evvelallah iş bizde korkma sen” diyor.  Annem, haber vermese miydim acaba, diye düşünüyor. Şimdi bir köpek uğruna koskoca adamın hayatını tehlikeye attım.

Günlerdir aynı film dönüp duruyor. Başaktör babam. Kahraman babam! Bütün koltuklarda oturansa benim. Salonu kapattı annem. Kapalı gişe oynatıyor. Ara yok. Final yok. İstesem de filmden çıkamıyorum. Oyuncular gelip yanıma oturuyorlar. Yerimden kalkıp sahneye doğru yürüyorum. Belki çıkarım oradan bir yerden diyorum.  Bir kısmı arkamdan geliyor. Orta Mahalle’deki inşaat çukurunun başına toplanıyoruz.

Babam çukurun başına geçiyor. Dar ve derince bir çukur bu. Hatta kuyu… Biraz eğilince kuyuya biriken suyun kokusunu alabiliyorsun. Yağmur sonrası toprak kokusu değil. Çimentoyla karışık, rutubet kokusu… Ve öyle karanlık ki… Karanlık kokusu…

Kuyunun ta derininde, beline kadar suya batmış bir köpek yavrusu, zayıf ve ıslak patileriyle kenarlara tutunmaya çalışıyor. Gözleri dolu dolu. El fenerinin ışığında iki siyah misket gibi yuvarlanıp gidecek gözleri. Yalvarıyor kayıp gitmeden. Çenesinden sular sızıyor ve titriyor. Titremesine bir türlü engel olamayarak kısık ve incecik sesiyle havlamaktan çok inliyor. Annem bu sesi duyuyor. Balkona çamaşır asmaya çıkmışken yüreğinin ta derinlerinde bir yerde, birden bir kuş havalanıyor. Kardeşim ve benim bebekliğimizde, uykusunun en ağır anında, kanat şakırtılarıyla aniden uyanarak duyduğunu söylediği gibi sesimizi, onu da duyuyor.

“Orada bir şey var Lütfü!” Diyor. O “şey” annemin kalbinde önce merhamet sonra merak beraberinde korku tellerine dokunuyor. Babam televizyonun başından kalkıyor. Balkona çıkıyor, annemin çamaşır sepetini bıraktığı köşeye kadar geliyor ve işaret ettiği yere bakıyor.

Hep bakıyor. O günden sonra, ertesi gün, hep… Yüzünde soylu bir gülümseme. Omuzları dik. Kulağında sürekli akşam haberlerini sunan spikerin sesi… İnternetten bulup kaydı videolarına ekliyor. Eşe dosta Whatsaapp’tan gönderiyor. Açıp açıp dinletiyor bize de…

İstanbul’un Kartal ilçesinde bir inşaat çukuruna düşen köpek yavrusu, İtfaiye Eri Lütfü Yılmaz tarafından kurtarıldı. Orta Mahalle’deki inşaat alanından bir köpeğin sesinin geldiğini duyan Lütfü Yılmaz’ın eşi, durumu AFAD İl Müdürlüğü’ne bildirmek istedi. İtfaiye eri Lütfü Yılmaz ise hayatını tehlikeye atmak pahasına yavru köpeği, kendisinin kurtarabileceğini söyledi. Bir insanın geçemeyeceği kadar dar olan kuyuya inmesinin imkânsız olduğunu görünce önce bir ipe bağlanmış çarşaf sarkıtıp içine koyduğu et parçasına köpeğin uzanmasını sağlayarak yavruyu yukarı çekmeyi başardı. Et parçasını yemek için çarşafın üzerine gelen köpek yavrusu, Lütfü Yılmaz tarafından yukarı çekildi. Aç ve donmak üzere olduğu belirlenen köpek, battaniyeye sarılarak veteriner muayenesinin ardından AFAD İl Müdürlüğü’ne getirildi.

AFAD Arama Kurtarma İl Müdürü Halis Derince, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Lütfü Yılmaz’ın çok titiz bir çalışma yürüterek köpeği kurtarmış olduğunu, dilerse gönüllü olarak kurtarma faaliyetlerine katılmasını arzu ettiklerini, bundan onur duyacaklarını anlattı.

Köpeği çıkardığı kuyunun yaklaşık 5 metre derinliğinde olduğunu belirten L. Yılmaz; "Yavru köpeği çıkardığımda açtı ve çok titriyordu. Battaniye sararak AFAD İl Müdürlüğü’ne getirdim. Onlar da Köpek Eğitim Merkezi sorumlusuna teslim edeceklerini söylediler, dedi. 

Köpek Eğitim Merkezi Sorumlusu Nusret Çimen; “Arama kurtarma köpeği olma özelliğine sahipse yetiştirilir. Yoksa belediyemizin hayvan barınağına teslim edeceğiz." dedi.

Arama kurtarma köpek eğitmeni Şemsi Özbek ise köpeğe çeşitli testler uyguladıklarını ifade ederek; "Arama kurtarma köpeği olmaya uygun değil. Fakat çok iyi bir çoban köpeği olur. Biraz yetiştirildikten sonra ona iyi bakacak bir köylümüze vereceğiz." diye konuştu.

Spikerin sesi su bardağıma vuruyor. Sıkıca bardağı tutuyorum. Suyun şeffaf göğsü bir dalga doğuramadan kabarıp sönüyor. Çiçekli porselen tabağımın kenarında kıpkırmızı bir gül. Çatalımla yüzünü çiziyorum. Oynama yemeğinle, diyor annem; koca kız oldun hâlâ aynısın… Bir ses geliyor. İncecik bir ses… Ağlayan, çağıran, korkan bir ses… Koca bir kulak oldum. Kıpkırmızı gülün arkasından bir ses geliyor. Anneme bakıyorum. Yüreğinden hâlâ bir kuş havalanmıyor. “Bir ses duyuyorum Lütfü” demiyor. Babamın pazuları yine şişkince oysa… Sanki bir şey demesini bekliyor. Bekliyoruz.  İyice soğuttun yemeğini gözün aydın, yağı da dondu işte, diyor annem, diye diye… Birazdan, hadi artık daha bekleme, diye kolumu buracak. Kolumu burmasını bekliyorum. Koluma uzanıyor. Gittikçe katılaşıyorum. Hafifçe büzülmeme gerek yok. Nasıl olsa morarmayacağım. Kolumu olduğu gibi serbest bırakıyorum. Kupkuru kaldın böyle, diyor. Sade kemik… Burulacak bir yerin de kalmadı… Onu yeme, bunu yeme, olacağı buydu… Hevesi kursağında kalmışçasına elini çekiyor. Benden ümidi kesip kardeşime dönüyor. Kuzuum, aç bakıyım ağzını, diyor. Mis gibi kuzu eti, ağzına layık, haydi

Şımararak, gülerek ağzını açıyor kardeşim. Daha çiğnemeden hımm, yapıyor. Çok tatlıymış… Utanarak, sıkılarak bir lokma da ben atıyorum ağzıma... Kıpkırmızı gül birden hareketleniyor. Islak bir burun çıkıyor dikenlerin arasından; telaşlı, yerinde duramıyor, boyuna havayı kokluyor. Her yerde kuzu kokusu… Tüllenerek, incelerek, uzaklardan, çok uzaklardan burnuna geliyor. Bundan emin. Kalın, kıvırcık yünlerinin altında derisi terden ıpıslak. Postu kapkalın bir kürk gibi sırtına yük olmuş, canı burnunda. Çaresizlikten kıvranıyor, tıkalı olduğu yerde dört dönüyor. Onu tıkayan kim? Burnunu sıkıştırmak pahasına kafasını demir parmaklığın arasına sokuyor. Gecenin karanlığına doğru acı acı, uzun uzun bağırıyor:

MEEEE… MEEEE… MEEEEEEEE

Çatalımı gülün üzerinden alıyorum. Taç yaprakları damla damla kan olup tabağıma yayılıyor. Çatalımdan kan damlıyor. O kanın içinde bir ses karşılık veriyor; incecik, titrek, ağlayan bir ses:

Meeee… Meeee…  Meeeeeee

Gittikçe bedenim soğuyor. Yanan, kavrulan tek dilim kaldı. Dönüp duruyor ağzımın içinde o da... Tükürüğümü damağıma sıvıyor, dişlerimde geziniyor habire. Kendi yangınına bir çare bulamıyor. Ağzımda o sulu, o baharatlı, o köz kokulu tat… Bu tat için ölüyorum. Dilim dilim ediyor kendini dilim. Ses tellerimle bağını çekip koparıyor. Tellere konan kuşların gırtlağına o keskin teller dolanıyor hem de… Şimdi hiç ses duyulmuyor. Elimden ağzıma ulaşan ne varsa bu sessizlikte, dişlerimle birlik olup afiyetle yiyor dilim. Her yer kuzu kokuyor. Mis gibi… Bu kokuyla sarhoşum. Artık hiçbir şey duymuyorum.

Babam çoktan doymuş, yüzünde aynı soylu hava, televizyona bakıyor. Annem; “Kesene bereket Lütfü”, diyor.  Birbirlerine daha güzel bakıyorlar bugün. Sanki bir bayram havası…  Annem, kardeşimin sırtını sıvazlıyor. Babası da televizyona çıktı benim kızımın, diyor. Yemekte kuzu eti, bunun için bir kutlama… Gözleri bir bana, bir tabağıma gidip geliyor. Babamın yanında sinirlenmek istemeyerek, “tööbe estağfirullah” çekiyor.  Hızlı hızlı çiğnemeye başlıyorum. Küçük kardeşim bir yandan yemeğini yerken, bir tekerleme tutturmuş gidiyor:

Kuzu kuzu mee, bin tepemee
Haydi gidelim Ayşe teyzemee
Ayşe teyzem hastaa
Çorbası tastaa
Mendili ipek
Kendisi çiçek.

Kaşığı ters çevirip bakıyorum. Gördüğüm sadece bir kördüğüm. Anlatamıyorum. Dilim artık hiçbir kelime yapamaz oldu. Kendisi bir köpek.

_________________________________________________________________________
                            Mihriban İnan Karatepe, Heceöykü Dergisi, Şubat-Mart Sayısı, 2019